top of page

Aslında Onu Değil, Hayalini Seviyor Olabilirsin.

Güncelleme tarihi: 6 Haz




Bağlanma sorunları dediğimizde çoğunlukla kaçınan, kaygılı ya da güvensiz bağlanma

stillerinden bahsederiz. Bunlar gerçek ve tanımlanmış örüntüler. Ama danışma odasında

tekrar tekrar karşımıza çıkan, bunların altında gizlenen çok daha temel bir şey: Yanlış

nesneye bağlanmak.


“Onu Bırakamıyorum” Diyenler

Bir ilişkiyi bırakamayan insanlar genellikle bunu sevgiyle açıklar. “Onu çok seviyorum.”

“Olmadan yapamam.” “Belki değişir.” Bu cümleler yanlış demiyorum elbette. Ama her zaman doğru da değildir.


Bu cümlelerin biraz daha derinine indiğimizde farklı bir tablo ortaya çıkabiliyor: Mesela bırakamadıkları şeyin çoğunlukla o kişi değil de, o kişinin olabileceği ya da

olmasını istedikleri versiyonu gibi.


Bu ince ama belirleyici bir fark.


Bağlanma teorisi bize şunu söyler: İnsanlar bağlanma figürlerine ihtiyaç duyar. Bu ihtiyaç

evrimsel, köklü ve gerçektir. Sorun bağlanma ihtiyacının kendisinde değil; bağlanılan

nesnenin kim ya da ne olduğunda başlıyor.


Kaygılı bağlanan biri; terk edilme korkusuyla sürekli tetikte olur, onay arar, ilişkiyi

kontrol etmeye çalışır ve farkında olmadan karşısındaki kişiyi bir şablona oturtur. O şablon, kısmen geçmiş ilişkilerden, kısmen çocukluk deneyimlerinden, kısmen de “sevilmek böyle hissettirmeliydi” öğrenmelerinden oluşur.


Kaçınan bağlanan biri de benzer bir şey yapar; sadece ters yönde bir şablon

oluşturur. Partneri “yeterince yakın değil” ya da “güvenilmez” olarak kodlar ve uzak durur. Bu da bir yansıma, sadece farklı bir yönde. Her iki durumda da gerçek kişi, zihnin üzerine inşa ettiği figürün gölgesinde kalır.


İdealizasyon masum, hatta romantik bile görünebilir. “Onda potansiyel görüyorum.” “Derin

bir insan aslında.” “Nasıl biri olduğunu anlıyorum.” Ama bu cümleler alarm olabilir. Neden?Çünkü bu cümlelerin hepsinde gizli bir ön koşul var: Henüz olmayan bir kişiye bağlanmak.


Karşındaki kişiyi bugün kim olduğuyla değil, yarın kim olabileceğiyle ya da senin

zihninde kim olduğuyla ilişki kuruyor olabilirsin. Ama bu, gerçek bir ilişki değil; tek taraflı

yazılmış bir roman olur.


Bunu söylediğimde bazen şu soru soruluyor: “Peki insanlar değişmez mi? Birinin

potansiyeline inanmak kötü mü?”


Değişim gerçektir. Potansiyele inanmak da güzel bir şey. Ama şunu sormak gerekiyor:

Bu ilişkiyi sürdürmek için yeterli mi?


Cevap sürekli “hayır ama ilerde…” ise, ilişkide değil, bir proje içindesin demektir.


“Onu kaybetmekten korkuyorum” diyenlerle çalışırken en önem verdiğim sorulardan biri şu:

Tam olarak neyi kaybetmekten korkuyorsun? Bu soruya genellikle kimse tam yanıt veremez. Çünkü cevap sanıldığı kadar net değildir.


Biraz daha derinleştikçe gerçeğe daha fazla yaklaşıyoruz: "Aslında yalnız kalmaktan korkuyorum." “Sevilmeye değer biri değilim” fikrine dayanamıyorum. "Onunla paylaştığım o güzel anları, o hissi kaybetmek istemiyorum." "Belki de haklı çıkmak istiyorum — bu ilişkiye verdiğim emeğin karşılıksız olmaması için."


Bunların hiçbirinde o kişi yok. Hepsi benlik algısıyla, geçmişle, ya da hayalle ilgili.

Bu bir eleştiri değil, bağlanma sisteminin işleyişi bu. Kaygılı bağlanan kişi için ilişki, çoğu

zaman gerçek bağdan çok, güven arayışı ve terk edilmemeyi garanti altına almayla ilgilidir. Kendini değerli hissetmesi dışarının onayına bağlıdır. Bu noktada yalnızlık korkusu ortaya çıkar. Ve ilişki sonunda "Ben kimim" sorusu kaçınılmazdır. Çünkü kişi ilişkiyi ayakta tutmak için kendinden vaz geçmeye meyillidir.


Bağlanma stili kader değildir. Bunu fark etmek çok kıymetli.


Kaçınan bağlananlar, yakınlığın tehlikeli olmadığını öğrenebilir. Kaygılı bağlananlar,

değerlerinin başkasının varlığına bağlı olmadığını içselleştirebilir. Güvensiz bağlananlar,

güvenli ilişkilerin mümkün olduğunu deneyimleyebilir. Ama bu dönüşüm, bağlanma stilini keşfetmekle değil, altındaki anlatıyı görmekle başlar.


Ve o anlatı çoğunlukla: “Sevilmek koşula bağlıdır. Ben yeterince iyi olmadığımda

kaybederim" der. Bu inanç, çocuklukta oluşur. İlk bağlanma figürlerinden yani ebeveynlerden öğrenilir. Sonra ilişkiye taşınır. Partnerden, ebeveynden istenenin aynısı istenir: "Yanımda ol.

Beni terk etme. Beni gör." Partner bunu yeteri kadar sağlayamadığında; ilişki sallanır, kavgalar çıkar ya da tam tersi: Hepsi içe atılır, küsülür, ya da soğuklaşılır.


Bir ilişkide en zor an, partnerin gerçek yüzünü görmek değil, onun hakkındaki hayali

bırakmaktır. Çünkü o hayal sadece bir yanılsamadan ibaret değildir. İçinde umut, “bu

sefer farklı olacak” inancı, belki çocukluğundan beri taşıdığın, "biri sonunda gelecek ve beni görecek” fikri vardır.


Hayali bırakmak, ilişkiyi bitirmekten daha acı hissettirir. Ama o hayali ilişkide kalmak daha derin bir kayıp. Fark edilmesi daha zor bir kayıp. Her gün biraz biraz gerçekleşen, sessiz sedasız süren bir kayıp.


Sevgi ve ihtiyaç çoğu zaman birlikte var olur. Ama birbirinin yerini tutmaz. İhtiyaçtan hareket eden bir bağlanma, partneri farkında olmadan araç haline getirir. “ Benim için orada olmalısın, çünkü sensiz dayanamam” cümlesi sevgiyi içerse de temelde bir taleptir.


Sevgiden hareket eden bir bağlanma ise partneri olduğu gibi görür. Bugün, şu an,

eksiklikleriyle. Ve o eksikliği düzeltmek için değil; onunla birlikte bir şeyleri inşa edebilmek için

orada durur.


Gerçekten onu mu seviyorsun, yoksa hissettirdiğini mi?


Güvenli bağlanma — bağlanma teorisinde “hedef” olarak tarif edilen o sağlıklı yapı;

idealize etmekle değil, görmekle başlar. Partneri görmek; hem güçlü yanlarını hem de sınırlarını. Hem bugünkü halini hem de değişemeyeceği şeyleri. Ve kendini görmek; ihtiyaçlarını, korkularını, o ilişkiden beklentilerini.


Kendini görmek zor. Çünkü çoğu zaman korkutucu. “Eğer gerçekten kim olduğumu

görürse bırakır” korkusu, bizi maske takmaya iter. Ve maskeyle girilen bir ilişkide gerçek

bağ kurulamaz. Kişi gerçek sana değil, gösterdiğin haline bağlanır. Bu da mutlu bir sona ulaştırmaz.


Eğer bir ilişkiyi bırakamıyorsan ve bunun sebebinin sevgi olduğunu düşünüyorsan,

kendine şunu sor: Sevdiğim kişi kim? Bugün, karşımda duran bu insan mı? Yoksa olmasını umduğum kişi mi? Bu sorunun cevabı seni hemen özgür kılmaz. Ama doğru yere bakmanı sağlar. Bazen ihtiyaç duyduğumuz tek şey, doğru soruyu sormaktır.




İlgili Kaynaklar

Bowlby, J. (1969). Attachment and Loss. Basic Books.


Ainsworth, M. D. S., Blehar, M. C., Waters, E., & Wall, S. (1978). Patterns of Attachment: A Psychological Study of the Strange Situation. Lawrence Erlbaum Associates.


Hazan, C., & Shaver, P. (1987). Romantic love conceptualized as an attachment process. Journal of Personality and Social Psychology, 52(3), 511–524.


Johnson, S. M. (2008). Hold Me Tight: Seven Conversations for a Lifetime of Love. Little, Brown and Company.


Levine, A., & Heller, R. (2010). Attached: The New Science of Adult Attachment and How It Can Help You Find—and Keep—Love. Tarcher/Penguin.


Firestone, R. W. (1987). The Fantasy Bond: Structure of Psychological Defenses. Human Sciences Press.


Yorumlar


bottom of page