top of page

İyi İnsan Olmak mı, Sınır Koyamamak mı?

11 May
3 dakikada okunur





"Hayır diyemiyorum çünkü iyi bir insanım" diyorsan, konuşmamız gereken bazı şeyler var.

En çok duyduğum cümlelerden biri şu:


"Ben böyleyim işte, kötü olmak istemiyorum." Güzel. Ama şunu sormam gerek: Sınır koymak kötü biri olmak mıdır?


Hikâyeler Hep Benzer...


Biri, arkadaşı arar para ister, verir. İçinde bir şey sıkışır ama "ne de olsa arkadaş" der geçer. Biri, patronu hafta sonu iş yollar, yapar. "Çalışkan biri olarak bilinmek güzel" der. Biri, partneri sürekli eleştirir, katlanır. "İlişkilerde fedakârlık gerekir" diye kendini ikna eder.


Bunların hepsi gerçek. Ama şunu da sormak gerekiyor:


Kişi bu fedakârlıkları gerçekten özgürce mi yapıyor?


İyi insan olmak bir değerdir. Sınır koyamamak ise çoğunlukla erken dönemde öğrenilmiş bir hayatta kalma stratejisidir. Seçim gibi görünür; ama değildir.


Psikoterapi literatüründe fawn response (yatıştırma tepkisi) denen bir kavram var. Travma araştırmacısı Pete Walker'ın geliştirdiği bu kavram şunu söylüyor:


"Bazı insanlar tehlike karşısında savaşmaz, kaçmaz ya da donmaz; başkalarını memnun etmeye çalışır."


Tehlike anında beyin üç klasik tepkiden birini seçer: savaş, kaç ya da don. Fawn response bunlara eklenen dördüncü tepkidir — ve en sessiz olanıdır. Savaşan biri öfkelenir, sınırını gösterir. Kaçan biri uzaklaşır, ilişkiyi terk eder. Donan biri kapanır, içine çekilir. Yatıştıran biri ise tam tersini yapar: yaklaşır, uyum sağlar, memnun etmeye çalışır. Dışarıdan bakıldığında en “iyi huylu” tepki budur. İçeriden bakıldığında ise en yorucusu.


Bu tepki çoğunlukla tutarsız, öngörülemeyen ya da duygusal olarak tehditkâr bir ebeveynle büyümüş çocuklarda gelişir. Öfkeyi öngöremeyen bir çocuk zamanla şunu öğrenir: Görünmez ol. Uysal ol. İhtiyacını küçük tut. Ebeveynin ruh haline göre şekil alan, onun beklentilerini sezmeye çalışan, çatışmayı daha başlamadan bitiren bir çocuk. Bu çocuk için itaat sevgidir, uyum güvenliktir.


Yetişkinlikte bu örüntü ilişkilerin her alanına sızar. İş yerinde: patronun istediği şeye “ama” demeden evet demek, haksız eleştiriyi içine atmak, fazla mesaiye itiraz edememek. Arkadaşlıkta: kendi planlarını iptal edip başkasının ihtiyacını öncelemek, birinin canını sıkmamak için gerçek hislerini saklamak. Romantik ilişkide: partnerin ruh halini sürekli izlemek, çatışmadan kaçmak için kendi bakış açısından vazgeçmek, “ben de öyle düşünüyorum” diyerek barışı satın almak.


Fawn response, dışarıdan çok sevilen, çok uyumlu, “ne kadar kolay biri” denen insanlarda görünür. Ama içeride kronik bir yorgunluk birikir. Çünkü bu kişi her ilişkide farkında olmadan aynı soruyu sorar: Şu an ne olmam bekliyor?


Kendisi olmayı değil, beklentiyi karşılamayı öğrenmiş biridir. Ve bu, iyi insan olmakla hiçbir ilgisi olmayan işlevsiz bir refleks hâline gelir.


"Sınır koyamıyorum çünkü iyi bir insanım" değil; "Sınır koyamıyorum çünkü bu beni tanıdığım, güvende hissettiğim yerde tutuyor" demeliyiz.


Peki Fark Nerede?

İyi İnsan

Sınır Koyamayan

Yardım etmeyi seçer, zorunda hissetmez

Yardım etmek zorunda hisseder

Hayır diyebilir ve ilişki devam eder

Hayır derse ilişkiyi kaybedeceğinden korkar

Başkasının hayal kırıklığına tahammül edebilir

Başkasının üzülmesi dayanılmaz gelir

İçinde kronik bir öfke birikmez

İçinde kronik bir öfke birikir

Yardım ettikten sonra ağırlık hissetmez

Yardım ettikten sonra boşalmış hisseder


İyi insan yardım etmeyi seçer, içinden gelir. Sınır koyamayan ise vermek istemese de durduramaz kendini, "hayır" diyemediği için verir. Biri özgürlük, diğeri tükenme.


Sınır koymaya çalıştığında içinde ne oluyor?


Çoğu insan için cevap: suçluluk.


Suçluluk burada çok önemli bir işlev görüyor; seni geri çekiyor. "Bencilim, kötüyüm, yanlış yapıyorum" hissi bu noktada devreye giriyor ve eski davranışa dönmeni sağlıyor. Bu bir tesadüf değil; sistemin seni itaatkâr tutma mekanizması.


Sınır koyduğunda hissedilen suçluluk çoğunlukla gerçek bir ahlaki ihlal değildir. Eskiden öğrenilmiş "uyum sağla yoksa tehlikede olursun" alarmıdır. Ama her alarm, yangının habercisi değildir.


Özellikle bizim kültürümüzde sınır koymak bencillikle, soğuklukla, kendini beğenmişlikle eşleştiriliyor. “İyi anne”, “iyi eş”, “iyi çalışan” kalıpları çoğunlukla sınırsızlık üzerine inşa edilmiş. Sanki hayır diyebilen biri bu kalıplara sığmıyor. Ama gerçek şu ki: Sınır olmadan sağlıklı ilişki kurmak mümkün değildir.


Her şeye evet diyen birinin "evet" i zamanla anlamını yitirir ve görünmez hale gelir. Hayır diyebilen birinin "evet" i ise gerçek hissedilir, çünkü ne zaman evet diyeceği belli değildir.

Sınır, ilişkiyi zedeleyen değil; onu gerçek kılan şeydir.

Sınır koyamayan biri içten içe kızgınlık biriktirir; " neden hep ben yapıyorum?" Sınır koyabilen ise bu yükü taşımaz, karşısındakiyle gerçekten orada olabilir.

Sınırsız iyilik zamanla tükenmişliğe, oradan da öfkeye dönüşür.


Eğer bu durumu yaşıyorsan, hemen büyük değişimler bekleme. Onlarca yıllık bir pattern, bir karar anıyla değişmez. Ama şu soruyla başlayabilirsin:


Bunu gerçekten yapmak istiyor muyum, yoksa yapmak zorunda mı hissediyorum?


Zorunda hissettiğin her şey beklenti biriktirir. 


İyi bir insan olmak için sınır koymaktan vazgeçmene gerek yok. Aksine: Gerçekten iyi bir insan olabilmek için önce kendimize karşı dürüst olmamız gerekir.

İlgili Kaynaklar

• Walker, P. (2013). Complex PTSD: From Surviving to Thriving. Azure Coyote Publishing.

• Herman, J. (1992). Trauma and Recovery. Basic Books.

• Bowlby, J. (1988). A Secure Base: Parent-Child Attachment and Healthy Human Development. Basic Books.


Yorumlar


bottom of page