top of page

Çitsiz Bahçe

Güncelleme tarihi: 9 Haz

Saat gece yarısını geçmiş, yine telefonun çalıyor.


Karşındaki ses sürekli aynı ilişkiyi, aynı şikâyetleri anlatıyor. Ve sen sabaha kadar dinliyorsun. Çünkü o telefonu kapatmak, o kişiyi terk etmiş gibi hissettiriyor.


Sabah kalktığında kendin değil, o kişi olarak uyanıyorsun. Bu bir değer göstergesi değil, çiti olmayan bir bahçenin hikâyesi.




Psikiyatrist Murray Bowen bunu yıllar önce fark etti. İnsanların bir kısmı sevdikleri insanlara yaklaştıkça kendilerini kaybediyordu. Diğerleri ise yakın kalırken de kendi duygu, düşünce ve kimliklerini koruyabiliyordu.


Aradaki fark sevginin miktarıyla değil, kişinin ilişki içindeyken kendi duygusunu başkasının duygusundan ayırt edebilmesiyle ilgiliydi.


Bowen buna "öz farklılaşma" adını verdi.


İnsanlar bunu farklı şekillerde yaşıyor. Kimi başkasının duygularını yükleniyor, kimi duygularının kontrolüne giriyor, kimi uzaklaşarak kendini korumaya çalışıyor, kimi ise yakın kalırken de kendi olabiliyor.


Peki senin bahçende neler oluyor?


Taşıyor musun?

Patlıyor musun?

Kaçıyor musun?

Ya da durabiliyor musun?





Taşımak (Duygusal Kaynaşma)

Birinin derdi var ve sen onu dinliyorsun. Bu ana kadar her şey normal.


Asıl soru şu: O kişi yatağına girip uyurken sen ne yapıyorsun?


Eğer hâlâ onun için düşünüyor, çözüm arıyor, içinde bir şeyleri taşımaya devam ediyorsan; yük yer değiştirmiş ve onun kaygısı sana geçmiş demektir. Onun duygusal hali senin duygusal halin olmuştur. Nerede sen bitiyorsun, nerede o başlıyor; belli değildir.


O telefonu kapatamamak zayıflık değil.


Belki çocukken evinde birinin üzülmesine izin vermek tehlikeli geliyordu. Belki “hayır” demenin bir bedeli vardı. Belki huzuru korumak için kendi ihtiyaçlarını ertelemeyi öğrendin. Kapıyı açık tutmak güvenli görünüyordu. Zamanla bu bir alışkanlığa dönüştü. O çitsiz bahçe sana miras kaldı. Ve bunu sınırları olmayan birinden öğrendin.


Araştırmalar, öz farklılaşması düşük insanların başkalarının stresini ve kaygısını daha yoğun taşıdığını gösteriyor. Bu sadece duygusal bir yük değil; aynı zamanda bedensel bir yük de.


Kronik yorgunluk. Sürekli tetikte olma hali. Nedeni tam açıklanamayan tükenmişlik. Bahçenin toprağı, dışarıdan gelen her ayak izini saklıyor.


Patlamak (Duygusal Tepkisellik)

Biri sana bir şey söylüyor; bir eleştiri, ima ya da soğuk bir bakış. Daha ne olduğunu anlayamadan içinde bir şeyler tutuşuyor. Ses tonun değişiyor. Kelimeler hızlanıyor. Kapılar kapanıyor. Sonra oturup pişman oluyorsun. Ama çoğu zaman pişman olduğun şey söylediklerin değil, kendini durduramamış olman. Sanki biri görünmez bir düğmeye bastı ve o an harekete geçmişsin gibi.


Peki o düğme nereden geliyor?


Çoğu zaman yine geçmişten. Belki büyüdüğün evde sesini yükseltmek duyulmanın tek yoluydu. Belki duyguların ancak patladığında fark ediliyordu. Beden bunları unutmuyor. Yıllar sonra başka insanlarla, başka ortamlarda aynı sahne yeniden karşına çıkıyor. Çok fazla izinsiz giriş olduğunda, bahçe kendini savunarak korumaya çalışır. Ama bu savunma seçici değildir. Kimin tehdit olduğunu ayırt edemez, sadece saldırır. Bu da, hem yorgunluk hem de pişmanlık demektir.


Kaçmak (Duygusal Kopma)

Bir noktadan sonra taşımak da yoruyor. Patlamak da. Ve insan sessizce geri çekiliyor.


Telefona bakmıyor. Mesajları görüyor ama cevaplamıyor. Aynı ortamda bulunuyor ama aslında orada olmuyor. Buna uzaklaşmak diyoruz. Kendini korumak diyoruz. Ama çoğu zaman olan başka bir şey.


O bahçenin kapısını kapatmayı öğrenemedin. Bu yüzden bahçeden çıktın.


Çünkü sınır koymak bir şeyler söylemeyi gerektirir. “Bu benim için ağır.” “Buna yer açamıyorum.” “Hayır.” Bu cümleler bazı ailelerde hiç öğretilmez. Bazı ilişkilerde ise çok pahalıya mal olur. O yüzden sessizlik daha güvenli görünür ve uzaklaşmak daha kolay gelir.


Ama bahçesinden kaçan biri, eninde sonunda o bahçeye geri dönecektir.


Durmak (Ben Konumu ve Öz Farklılaşma)

Ve bir gün bir şey değişir. Belki bir terapide. Belki sessiz bir sabah yürüyüşünde. Belki de bir yazının ortasında. O kişi yine anlatır. Sen yine dinlersin. Ama bu kez telefon kapandığında içinde bir şeyler asılı kalmaz. Onun derdi, onun derdi olarak kalır. Sen hâlâ oradasındır. Ama bu kez kendin olarak.


Bu ilgisizlik olmak ya da mesafe koymak değildir. İlk kez gerçekten kendin olabilmektir. Bowen buna "ben konumu" der. Baskı altında bile kendi değerlerinden hareket edebilmek. Sarsılmak ama kaybolmamak. Yakın kalmak ama erimemek. Sevdiğin insanı görmek ama kendine de kör olmamak.


Bu bir duvar değil, sadece bir çit. Duvarlar insanları dışarıda bırakır. Çitler ise sana ait olanları korur. Mesele bahçene kimseyi almamak değil; kimi içeri alacağını seçmek ve neyin korunmaya değer olduğunu hatırlamaktır.


Gece o telefonu kapatmak, o kişiyi sevmediğin anlamına gelmez. Sevgi, başkasının yükünü taşıyarak kazanılmaz. Çünkü sağlıklı ilişkiler, herkesin istediği gibi girip çıktığı değil; sınırların olduğu ama kapıların da tam kapanmadığı bahçelerde büyür.





İlgili Kaynaklar

  • Bowen, M. (1978). Family Therapy in Clinical Practice. Jason Aronson.


  • Calatrava ve ark. (2022). Differentiation of self: A scoping review. Clinical Psychology Review.


  • Lampis ve ark. (2019). Differentiation of self and dyadic adjustment. Family Process.


  • Halevi & Idisis (2018). Differentiation of self and vicarious traumatization. Psychological Trauma.


  • Jóźefczyk (2023). Intergenerational transmission of differentiation of self. Journal of Marital and Family Therapy.


Yorumlar


bottom of page