Gerçek Bağ Açıklamak Zorunda Kalmamaktır.
- Ebru Aydın

- 3 May
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 19 May

Sizde de oluyor mu?
Karşınızdaki kişi sizi hiç konuşmadan anlıyor. Bir şey söylemek zorunda kalmıyorsunuz, bir bakışınız ya da ses tonunuz yetiyor.
Bununla alakalı bir içerik izlemiştim ve çok hoşuma gitmişti. Çift hiç konuşmuyor ama bedene yansıyan mimiklerle neredeyse destan yazıyorlar. Yanlarında bulunan arkadaşları da mevzuyu anlamadığı için tercüme edilmesini istiyor: "şimdi ne dedi?" Uzun uzun anlatılınca şaşırıyor: "tek bir hareketten bu kadar anlamı nasıl çıkarabiliyorsunuz?" Cevap: "20 yılı birlikte geçirince anlıyorsun" oluyor. Tabi bu işin güldüren yanı...
Duygusal bağ kurabilmek bana göre: açıklamak zorunda kalmamak. Ama nasıl kurulur bu bağlar? Ve neden bazıları zamanla yok olup gider?
Güven olmadan hiçbir şey inşa edilemiyor.
Duygusal bağın temeli güvendir. Bunu hep söyleriz ama ne anlama geldiği, çoğu zaman muğlak kalır. Bence güven şu demek: “Sana gerçeği söylesem bile yanımda kalacağına eminim” Bu çok ağır bir his farkındayım. Ama insanların büyük çoğunluğu, sevilmeye devam etmek için kendini filtreler. Zayıf yanlarını saklar, duygularını belli etmez.
Gerçek güven, o filtreyi düşürebildiğimiz an da sağlanır.
Bağlar nasıl kurulur?
Çok konuşarak değil, çok yaşayarak. Birlikte sıkışıp kaldığınız bir trafik, bozulan bir plan, beklenmedik bir kriz... İşte o anlarda filtre düşer ve gerçek bağ o zaman kurulabilir.
Bir de şu çok önemli: gerçekten anlayabilmek. Empati, doğuştan var ya da yok dediğimiz bir şey değildir, öğrenilebilir. “Ben, sen olsaydım ne hissederdim?” sorusunu sormayı alışkanlık hâline getirmek, zamanla başkasını görme kapasitemizi genişletir.
Deneyebilirsiniz: Partneriniz kendini bir konuda eleştirirken, içgüdüsel olarak katılmak, hak vermek ya da susup geçmek yerine, onu kendisine karşı savunmaya çalışın. “Hayır, sen aslında…” diye başlayan cümleler kurmaya gayret gösterin. (kendini eleştirdiği bir konu yok diyorsanız :)) anlaşmalı olarak, "roleplay" le başlayabilirsiniz. Kulağa basit geliyor ama pratikte çok şeye alan açabilir. Çünkü partnerinizi savunmak için önce onu gerçekten görmeye çalışacaksınız. Zamanla bu küçük alışkanlık, çiftlerin birbirini daha derinden anlamasına zemin hazırlar. Bununla birlikte kişi kendini görmeye başlar.
Açık olmak da bu işte kritik bir yerde duruyor. “Bunu söylersem ne düşünür?” kaygısıyla yaşayan biri, hiçbir zaman tam anlamıyla bağ kuramaz. Çünkü karşısındaki kişi onu değil, göstermek istediği versiyonunu tanıyor.

Bağlar neden zayıflıyor?
Bu ani bir kırılma değil tabi ki, sessizce aşınır.
Önce birbirinize “nasılsın?” diye sormayı bırakırsınız. Sonra gerçekten nasıl olduğunuzu anlatmayı. Sonra kimsenin gerçekten merak edip sormadığını fark edersiniz. Ve bir gün bakarsınız ki hâlâ o kişiylesiniz ama aranızda hiçbir şey kalmamış.
İletişim eksikliği, güvensizlik, empati kaybı, bunlar bağların zayıflamasının teknik nedenleri. Ama özü: insanların birbirini hissetmekten vazgeçmesidir.
Bakıyoruz ama görmüyoruz...
Güven bir kez sarsıldığında yeniden inşa etmek mümkün, ama bu sefer daha çok zaman ve sabır gerekir. Aynı zamanda iki tarafın da bunu gerçekten istemesi. Tek taraflı çabayla onarılması mümkün değil.
Duygusal bağ yalnızca iki kişi arasında olan bir şey mi sadece? Mahallenin birbirine kenetlenmesi, yabancıların zor bir günde birbirine uzanan eli, toplumsal dayanışma dediğimiz şeyler de aynı kökten beslenir.
İnsanlar birbirini gerçekten gördüğünde toplumsal sorunlara karşı da daha duyarlı olabiliriz. Empati bulaşıcıdır, iyi anlamda.
Çok zor değil, küçük adımlarla; Bazen bir mesaj yeterli: “Seni düşündüm.” Bazen sadece tebessüm etmek. Bazen “nasılsın?” diye sormak. Ama gerçekten merak ederek...
Küçük şeyler birikir ve zamanla büyük şeyler olur. Az aslında çoktur.
Derin bağlar da böyle büyür, yavaş yavaş. İyi olanı besleyerek...


Yorumlar